SINEMAELESTIRMENI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SINEMAELESTIRMENI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2009 Salı

kamualem birdir bize

Elif Safak'in son romanini okuyorum. 103. sayfasındayım. Kendilerinin daha once 4-5 kitabini daha okumus cok sevmistim. Favorim "Bitpalas" eski kitaplarindan. ("Araf" ve "Baba ve Piç" de guzel bence)

ASK; Paralel kurgulu bir roman, daha dogrusu roman icinde roman seklinde tasarlanmis.

Bir tarafta Mevlana ile kadim dostu Şems'in ilişkisi, diger tarafta onlarin bu dostlugunu ele alan bir kitabi okuyan ve bu kitap hakkında bir yorum yazmasi beklenen standart Amerikali ev kadını Ella'nin bitmeye calisan evliligi ile olan ilişkisi...

"kamualem birdir bize" diyordu kitapta, cok sevindim okurken :) MFO'nun de zamanında dedigi gibi.

MFO'nun de zaten bir tasavvuf damari var, bilirsiniz. (sufi sufi, allah allah, adımız miskindir bizim gibi sarkilarindan hatirlayacagimiz uzere..)

nostalji kosemizde adımız miskindir bizim sarkimizi aniyoruz- sarkiyi dinleyin, videoyu gormeyin.

herneyse, kitabi begenirsem bir okuyucumuza hediye edecegim :) konustugumuz gibi, deal!

bahar geldi gibi oldu, nefis oldu.. icim kipir kipir!

Ogle arasında film festivali biletlerimin ilk yarisini aldim. (2. yarısı aybasında paralanınca)
Merak edenler icin benim kronolojik olarak ilk hafta izleme planim asagida.
Siz de alin, gelin, goruselim.

guzel insan
gir kanıma
uc bilge adam
yes men dunyayı kurtarıyor
belalı dugun
andrey rublev
absurdistan
50 olu adam
v for vendetta
kiraz cicekleri
balik cocuk * bunu cok merak ediyorum, gecen seneki XXY'nin yonetmeninin 2. filmiymis.

iste boyle
saygilar
fu for fundetta

***Yagmur, Tulpan ve tek gosterimlik turk filmlerinin coguna yer kalmamiş.miş.miş.

23 Mart 2009 Pazartesi

gunun yakısıklısı

hayden cristensen

maddebagimlisi blogunda gezerken gordum, en cekici 20 erkek listesinde.

listenin tamami icin tıkla
gunaydin dilerim ;)
fu

18 Mart 2009 Çarşamba

Kurban Oluruz Sana

Dun aksam Balans'ta Volume Dergisinin 5. yılını kutladigi dogumgunu partisi+ odul toreni karisimi bir olusum vardi. Volume Dergisi de nedir diyorsaniz burdan yakın.

Geceye dair kısaca yorumlarımız soyle:

- Demirhan Baylan'i 2 sarki dinleyebildik. yorum yapmamak yerinde olur.

- 2. olarak BUZ grubu sahne aldi. Umit veren grup odulu ver Fundacım deseler, kendilerine yarısını takdim ederdim. Muzikleri olacak da tam olamiyor bi turlu. Bazi sarkilarda hayvan gibi saglam giriyorlar helal diyorsun geliyor! sonra malesef vokale, sarki sozlerine ya da sarkinin melodik yapısına birseylere takiliyor, bayiyor gidiyor. Malesef biraz kafamiz sisti itiraf edeyim.

finalde sahneye KURBAN cıktı. ilk sarkida arkalardaydik. Ziplaya ziplaya onlerde bulduk kendimizi. 7-8 sarki caldilar. Kurbanı cok ama cok ozledigimiz gibi konserlerinde de cok ama cok eglendik .
aklımda kalan setlist:
- Namus Belası
- Sorma-- (bunun vokalleri zor biraz zor ya, her caldiklarinda Deniz Yılmazin gozundekii tereddutu okuyabiliyorum.)
- Yalan
- Lambaya puf de
- Gelme-- burda ben koptum nefisti! (youtube acıksa tıkla)

bunlari hatirlayabildim, 1-2 sarki daha soylediler aslında.
Bizce bascilari insan degil! Nefis caliyor adam..
Neyse elemanlara teker teker yalakalik yapmayalim, hepsinden cok cok etkilendik, begendik. Kurban hakkında detayli bilgi icin vikipediden aciniz, okuyunuz..

"Kurban oluruz sizee!" diye ciglik atan bendim.

1999 Metallica konserinde seyirciye etegini kaldirmisti Deniz Yılmaz, hey gidi gunler hey.. Vandal Metallica hayranlarını nasıl azdırmıştı kendileri.
Donuste takside Kurbanin turk muzik piyasasindaki anlam ve onemini hararetle tartistik. Kalbimizdeki yerini tartışmaya gerek yok zaten..
Yeni işlerini heyecanla bekliyoruz diyelim, bağlayalim konuyu.- cok sert bi soundu olacakmis diyorlar!!
Konserler disinda organizasyon da gayet renkliydi.. Hayko Cepkin, Sebnem Ferah, Sakin ve bir suru grup, muzisyen tayfa oduller aldilar.
Ust katta onde gelenler, alt katta da geriden gelenler vardı.
Gecenin sunucusu herkesin adini yanlis soyledi biz de gulduk. Volume dergisinin sahibi ise gercekten duygulandi konusma yaparken.
Gazımız bitmedi, eski gunlerin hatırına Akdeniz'e bir ugradık. Yarım saat de orda oturduk lafladık zardanadamlarla.

boyleyken boyle işte aah ah..
saygılarr,
sevgiler,
fundalar.

ps. istanbul film festivali biletleri cts gunu satisa cikiyor- duyduk/duymadık demeyin.

11 Mart 2009 Çarşamba

U23D

superdi ya walla cok ama cok begendim
gercek bi konser atmosferi yasadim
bi de on gosterim mi neydi bi suru bira popcorn verdiler
cok iyiydi abilerim ablalarim mutlaka sinemada izleyin u2 3 boyutlu konser filmini/kaydini/seyrini... adi neyse!

mumkunse ses sistemi de nefis olsun.. iyisine gidin.

konserde gibi hissedip her sarkiyi bagira cagira soylemezseniz ben de bu isi bilmiyorum
- hangi isi?
eheuehe gidin iste nefise + sahane = muthefe$
optums
fundakayar

3 Mart 2009 Salı

beni bu fantastik filmler mahvetti

Avatar'in 3.sezonunun son bolumu, yani her seyin finali bu pazar 11.30da cnbce ekranlarinda olacak.

Gecen yildan beri bende bir "Avatar-Son Hava Bukucu" sevdasi almış yurumustu. Tum sezonlari heyecanla izlenen bu cocuk animesi, nam-i diger; haftasonlarımızın sabah kahvaltısı mezesi, dun aksam itibariyle 4-5 bolum arka arkaya izlenmek suretiyle tuketidi.

Avatarin finalinde de gozlerim doldu itiraf edeyim, daha once darth vader karanlik tarafa gecerken de bayagi bir aglamistim. bu fantastik olaylar bunyemde pembe dizi tesiri yapiyor neden bilinmez.

3. sezon sonlarından bende iz birakan bir bolum:

dunyayı kurtarma gorevi omuzlarina coken avatarimiz Aang, dunyayi bu korkunc haline getiren Ates Krali Ozai'yi oldurmek zorunda bırakılır ve gorunuse gore baska caresi de yoktur.
meditasyon yaparken der ki: "dunyadaki tum hayatlar kutsaldır, orumcek agına takılan bir sinegin yasami bile. bu nedenle vejeteryanım.. ve yapmak zorunda bile olsam ates kralını olduremem!"

neyse heyecanla bekliyorduk ateş kralını oldurecek mi diye, dun aksam izledim ne oldugunu.. soylemiyim sonunu simdi :))


Avatar'da benim karakterim Ateş Prensi Zuko. (bkz. sagdaki yakisikli). Tıpkı Darth Vader gibi celiskisi olan bir karakter. Hayatını Avatarı oldurmeye adamışken, sonunda onunla beraber omuz omuza dunyayı kurtaran adam oluyor. Karanlik taraftan aydınlık tarafa geciyor yani. Amcasıyla ilişkisi de takdire şayan :) cunku amcası tıpkı star warsin Yodasi tadında.

bir de 3. sezonun baslarinda su yandaki eleman Zukoyla yukardaki eleman Avatar Aang'in, dunyadaki son ejderhalardan ates bukmeyi ogrendikleri bolum vardi ki efsaneydi bence.. 2 kere izledim.

herneyse, dolduramaz avatarın boslugunu ne lost ne baska bisey :)
hakkında daha cok yazardım da, hiç bilmeyene deli sacmasi gelebilir diye uzatmiyim simdi..

saglıcakla..
:))
fundakaya

23 Şubat 2009 Pazartesi

oscar heyecani beni de sardi

bakalim kimler alacak odulleri...

18 Şubat 2009 Çarşamba

haftasonu

anneannemi kaybettik, basimiz sagoldu...
cok yaslanmisti; martta 85 yasina basacakti.

3 gunumu antalyada gecirdim, esim dostum beni laylaydayım, gazdayim saniyordu; yastaydim kimse bilmiyordu..

anneannem 'tek tabanca', kendine has, hukumet gibi bir kadindi. cok kuvvetli bir karakterdi.

isin aci tarafi aklim basimdayken onun sadece 65 yasindan sonrasini gorebildim, anneanneydi iste; bizde pek cok emegi olan annemin annesiydi. kutumuzdan boyle bir anneanne cikmisti; cok da degistirmek mumkun gorunmuyordu...

Ama aslinda hic gormedigimiz yillar gecirmis, olaylar yasamisti. Basli basina bir hayati vardi. Keske sadece 'benim cocuk onun yasli' oldugu zamanlarda degil; ikimizin de olgun oldugu zamanlarda daha fazla vakit gecirebilseydik.

mesela babasindan gizli 1935i yillarda liseye giris sinavlarina giren, liseyi bitirip nazilliye dondugunde tak diye bankada i$e giren, 17 yasindayken babasindan daha fazla para kazanmaya baslayan ve tek ideali hakim olmak isteyen biri oldugunu gecen hafta ogrendim.. cok akilli oldugu icin ortabirden orta sona direk gectigini ise onceden duymustum.

cok farkli kadindi; oglunu ve esini ayni yil kaybeden ama asla hayata bagliligindan hicbirsey kaybetmeyen biriydi. Mesela o olumlerin yasandigi yil, her gun ayni saatte evden cikip, bir saat sonra eve dondugunu goren komsulari onu mezarliga gidiyor zannederken o, izmir basmane civarinda oldugunu hatirladigim meshur asmalar altindaki Mennan dondurmacisinda keskul uzeri karadutlu dondurma yiyip eve donen, herkesi sasirtacak kadar guclu ve hayata bagli olan bir kadindi..
kimselere benzemezdi iste

bi kahkaha atardi evin odalari cinlardi!

kendisi tek basina sinemaya gitmekten cekindigi icin bizi cocukken surekli sinemaya gotururdu.. biraderimi 12-13 yaslarindayken vahsi orkide filmine goturmesiyle meshurdur :)

hep cok buyuk meblaglarda bayram harcligi verirdi.. ve bize her geldiginde bir suru hediye getirirdi.

yataginda bacak bacak ustune atip bacaklarini sallayarak uzanir; topitop emerek radyo dinlerdi; ve dedem eskiden onu saclarini oksayarak uyuttugu icin bize yalvarir sac diplerini oksatirdi ve oglen uykusuna dalardi..

seker hastasi oldugu icin sekerini dusuren ilaclari fazla kacırdıgında, sekeri fazla dusmesin diye bilimum sekerli abur cuburlar yiyerek kan sekerine kafasina gore ayar verirdi.. bu sayede evimize koli koli cikolatali gofret, topitop, halley, damak cikolata, cocacola sokar sonra da bizi rusvet karsiligi bu abur cuburlarla beslerdi.. misal: 'elini yikarsan bir halley verecegim'.
tek derdi kereviz, ispanak, beyin yedirmek olan annemin yaninda evde bulunmaz bir hazineydi yani :)

super biriydi iste,
cok sansliyim..
beni de ona benzetiyorlar, bilmiyorum...

herneyse, buz gibi topraga verdik geldik kamuş'umuzu.. rahat uyusun..
Bu yasimdayken kendisine benzedigimi dusundugum anneannemi kaybetmek bana bir suru sey dusundurdu..
dagildim demek yersiz olur, ama dusunceliyim..

hayat devam ediyor..

cold lunch isimli filme gittim aksam !f'te. cok ama cok begendim.. farkli bir is olmus. eksikleri var belki ama bu hali de bana yetti simdilik.

boyle iste..
sevgiler,
fundakaya

18 Ocak 2009 Pazar

2 super film birden

yerli sinemanin atakta oldugu su gunlerde ben de 2 turk filmi izledim bugun arka arkaya..
birincisi Semih Kaplanoglu'nun yusuf uclemesinin 2. filmi SUT, digeri de Ozcan Alperin ilk filmi SONBAHAR..

Itiraf etmeliyim Yusuf uclemesinin birinci filmi olan Yumurta'dan pek hazetmemistim, daha dogrusu cok da anlamlandiramamistim.. dvd'de izledigim icin olabilir.. Semih Kaplanoglunun uclemesinin ikinci filmi olarak cektigi Sut'u sinemada izleme olanagi bulmusum iyi ki.. minimum dialogla cok sey anlatan bir film ve gercekten bunu boyle yapabilmek
buyuk basariymis..

ortada bir ucleme var.. yusufun cocuklugu (Bal), ergenligi (Sut) ve orta yasi (Yumurta) uzerine kurulmus bir ucleme.. ama bu 3 film gercek zamana gore kronolojik degil. daha dogrusu sut bugunde geciyorsa yumurtanin ileri bir teklonojik donemde gecmesi gerekirdi. ama ergenlik olan Sut de bugunde geciyor; yusufun 40li yaslarini anlatan Yumurta da bugunde geciyor.. Yumurta bugunde, Sut gecmiste geciyorduysa olmaz oyle 20 sene once kaydirmali telefonlar, zirt pirt smsler falan.. uclemenin gercek zamanla iliskisinde bir kopukluk var yani.

Film sabit kamera sahneleriyle uzayip duran, akmayan bir film gibi gelebilir.. ornegin; bir sahnede evde yilan cikiyor. burda bence cok ilginc bir cekim kullanilmis.. Yusuf ile yilan avcisi ufurukcu dede evdeki yilani ariyorlar, kamera sabit, sonra ikisi birden yere egiliyorlar yilani aramak icin, kamera ise bombos duvari netlemeden 30 saniye kadar bize izlettiriyor.. hepberaber yilanin sesini duymaya calisiyoruz blur duvara bakarak.. herhangi bir filmde gormemiz pek mumkun olmayan, duragan ve uzun bir sahne..

bir baska sahnede Yusuf ve annesi aksam yemegi yerken tv izliyorlar. allahim tvdeki haberler ne oyle, 5 kisi oldu, o burayi bombaladi, soyle kaza oldu vs vs.. 'disarida korkunc bir dunya var' mesajini dinliyoruz.. yusuf ve annesinin hayati ise o kadar sakin ve duragan ki.. gercekten dusununce insan o haberleri dinleyip sokaga adim atmaya korkar hale gelebilir zamanla... paranoyak olmaya kosullaniyoruz farkinda bile olmadan dedim kendi kendime..

Filmin final sahnesinde yusufun basindaki insaatci kaskettinde isiga zumluyoruz ve biz bembeyaz bir ekrana yani isiga bakarak ortamdaki sesleri bir kac dakika dinlerken film bitiyor.. film niye boyle bitmis olabilir diye cok dusundum, rahatsiz edici derecede uzun ve hicbirsey gostermeyen bir sahne.. hele hele konvansiyonel sinema izleyicisinin manyakca bulacagi kadar gereksiz bile adledilebilir.. cumku kamera ve montaj genelde izleyiciyi rahatlatmak ister bir cok filmde, yani filmin rontgencisi oldugumuzu unuturuz, film akar.. ama bu sahnede oyle bir yere o kadar uzun bakmak durumunda kaliyoruz ki rontgenci oldugumuzu adeta yuzumuze vuruyor kamera.. ben neyi ne kadar gosterirsem o kadarini gorebilirsin diyor bize yonetmen.. hey ben burdayim! diyor bir anlamda.

sinemanin bu kadar gerekci ve bu kadar yalin olmasina kimse alisik degil belki de.. bilemem, ama ben cok etkilendim..

sinemada 3 kisiydik, arkamdakiler 'gecmis olsun' dediler birbirlerine film bitince.. ehehe..
'yonetmen basarisi' izledim ve sanirim ilk defa bu kadar net yonetmen basarisinin ne oldugunu anladim..

turk sinemasindaki minimalist akimi anlamaya da bir adim daha yaklasmis olabilirim. bir kere filmde duygu pompalayici muzikler yok, vurgulayici efektler yok, dizilerdeki gibi asiri aciklayici cumleler, diyaloglar asla yok, herseyi dunyada oldugu gibi ve tum dogalligiyla aklatilmis...

gorsel yonu ise gayet kuvvetli.. kartpostal gibiydi pek cok plan.

ha ne anlatiyor bu film diyebilirsiniz, cok mu onemli bir sey anlatilan? acikcasi hayir..
senaryosu da minimal yani.. bir ergen olan Yusuf'un annesiyle gecirdigi duragan hayatindaki gundelik olaylardan bir kesit izledik.. kimse kimseyi oldurmedi, oyle acayip enteresan bi olay da olmadi..

sinemanin bu antin kuntin islerinden resmen zevk almaya basladigim icin cok saskinim sayin seyirciler .. walla 5 yi once soyleseler inanmazdim. ehehee..
-------------------
Ordan cikip 2. filme girdim heyecanla.. bir suru odul almis bir film; Sonbahar..
konusu: F tipi cezaevlerini olum orucuyla protesto eden bir adamin 10 yil hapiste kalip cebinde kalici saglik sorunlariyla saliverildikten sonra evine yani Artvine donup olumu bekleyisi..

Sut'te sonra aksiyon filmi gibi geldi valla, halbuki bu da oldukca duragan bir filmdi.. konusu cok etkileyici elbette.. hatta karakterle ozdeslesip agladim bile..

goruntuye belli ki cok onem verilmis.. daglar, denizler, dalgalar, sevisen insanlarin ciplak bedenleri adeta birer resim gibi estetik.. ama birebir gercek gibi degil, daha cok kurgulanmis gibi..

yani mesela 2 ciplak beden sevistikten sonra ana rahminde gibi birbirlerine donuk yatarak uyuyorlar, kis olmasina ragmen ustlerinde ne bi yorgan var, ne de odada gecenin karanligi.. birinci izledigim filmin yonetmeni semih kaplanoglu cekse bu sahneyi los, gercek oda karanliginda ve kis ayinda gectigi icin yorganin altinda sunardi herhalde bu kompozosyonu. ozcan alper ise sanatsal bakis acisi katarak gayet aydinlik bir ortamda ve simetrik bir resim gibi sunmus bedenleri.. kurgulanmis, tasaranmis bir resim yaratmis yani..

bu filmde, duygularimizi tetikleyen efektler de var, kopurten sarkilar da, imkansiz goruntuler de, hatasiz kul olmus basrol karakteri de.. ajitasyon yok ama, hersey dozunda..
yalniz bu filmin hangi yilda gectigini tam anlayamadim acikcasi.. gunumuzde degil de 2000lerin basinda geciyordu sanirim..

nacizane fikrim; iki film de gayet basarili olmus..
Sahlanmis turk sinemamiz cidden recep ivedik, issiz adam ve arogdan ibaret degil.. boyle guzel isler ve senaryolar da var..
bilgilerinize :)
fundalar

6 Ocak 2009 Salı

bugun

bugun internetimin evde yeniden acilmasini senliklerle kutladim!
hastayim, tylolhot, c vitamini ve papatya cayi esliginde yasanan bu kutlamalarin anisina suraya da 2 satir yazayim dedim..

bugun cok hastaydim ise gidemedim
uyudum, uyandim, terledim, titredim, sumkurdum, aksirdim, gozlerim yasardi vs vs
ve ayni zamanda 2 film izledim evde hasta kafasiyla.

ilki woody allenin son filmi, vicky cristina bacelona.. aman ne hos filmdir o oyle! recep ivedik beyin de soyledigi gibi bu ne bohem bir yasam izledik.. yakisikli ressam juan antuan (don juan desek daha yerli olur) 3 tane hatunu bi guzel sevdi film boyunca. hatunlar da bibirini sevdi, scarletle penelope takildi fln fln..

neyse gecelim bunlari.. woody allenin son donem filmlerinin hepsinin ayri ayri hastasiyim zati. cassandras dream ve match point de beni benden almisti. ama woody bey bu son filmiyle diger son donem 2 filmindeki gibi gerilimli konulari ele almiyor allahtan. tam bir 'kendini iyi hisset' filmi cekmis: sicak sari tonlar, daglar, bahceler, resimler, saraplar, daglar, cayirlar, barcelona ve biri birinden guzel kadinlar.. yine kadin erkek iliskileri cikis noktasi..
kafasi karisik ve asla tatmin olmayan, ne istedigini bilmeyen full time romantik cristina (scarlett johansson), arzulu ve tutkulu ispanyol atesi maria elena (penelope cruz) ve saglamci, mantik evliginin esiginde mutsuz akilci bir kadin vicky kadin karakterlerimiz.. bu guzelllerin bohem, dingin ve yasamayi seven ressam juan antuanla (javier bardem) barceonada gecirdikleri bir yazin hikayesi.. ve elbette kendilerini ve hayatlarini sorgulamadan edemiyorlar..

filmedeki amerikali ve avrupali karakterlerin olaylara bakis acisi farklari cok net..ve komik ve ironk ve guzel.. neyse izlersiniz...

e madem hastayim bi tane daha 'kendini iyi hisset' filmi izleyelim, beynimizi yormadan yorganin altinda titreyelim diyerekten eski bir romantik komedi sayilabilecek 'sliding doors'u koyduk playera.. ama finalde kafam iyice karisti acikcasi..
simdi filmin ana temasi belli biliyorsunuzdur: kadin (sirinler sirini gwyneth paltrow) 1 saniye farkla metroyu kaciriyor. o metroya binseydi ne olurdu ve kacirinca ne olurduyu 2 farkli senaryoyla film boyunca izliyoruz.. run lola run gibi yani ya da butterfly effect.. tam bi tanesi iyi gidiyor, iyi ki binebilmis lan metroya diyorsun pat onun sonu felaket oluyor.. digerinde kadincagiz yillarca surunuyor ama sonu daha iyi oluyor.. yani butterfly effectteki gibi: sanki dunyada belli miktarda 'iyi' ve 'kotu' durum var ve bunlari birilerine pay etmemiz mecburiymis gibi bir yaklasim..
ve sonucta 2 kadin farkli sonlara ulastiklari icin 'kader yok' diyen bir film aslinda.. bilmiyorum, hey gozunu sevdigimin kaos teorisi diyor bu konuyu kapatiyorum..

dun de hot fuzz diye bir ingiliz komedi polisiye seyretmistim. kendisine gecer not veriyorum; iyiydi..

hastayiz havalar kotu sinemaya verdik kendimizi ozetle.. ama seviyorum napiyim :)
yarin yine is.. su velev ki teget gecen ekonomik krize de iki laf saydirip icimden saglicakla yatagima doneyim.. bi film daha mi cakmali, bakalim kismet, kader...oncelikle bi tylolhot daha cakalim da..
sevgilerr..
mental!


31 Ekim 2008 Cuma

neler oldu neler

10 gundur yazamadık dogru duzgun neler olmus bakalım kısaca:

- butun internet siteleri kapatiliyor, bu blogun da ilk kapandigini gordugumde gercekten benim yazdigim bisey yuzunden sadece benim blogumu kapattilar zannetm, itiraf edeyim.

- gecen cuma sirket ve ajans tayfasiyla bi gezmisiz ki sormayin.. 3 erkek 9 hatun ciktigimiz bu guzide gecede ne yenildi ne icildi neler yasandi kimse tam olarak bilemiyor kihkih..

size ozetliyim:
saat: 20.00 2 dirhem 1cekirdek yemek yiyoruz
saat:21.00 5 dakikada 1kadehleri carpan gencler alkole teslim olmaya baslamislar
saat:23.00 masamizdan bi kizimiz masanin ustunde dansozle kapismak suretiyle 20 euro taktiriyor kendisine ve yan masadan teyzeler "hep boyle oynak gelinim olsun istemistim" diyerek ogluna istiyor kizimizi
saat:00.00 kahve mi içsek ne
saat: 1.15 balansta yeni turku dinliyoruz, süper baba soyluyoruz,hep beraber ne alaka!??
saat: 1.40 tanimadigimiz insanlarin partisine geldik, buraya gelmek icin baya efor sarfettik..
saat: 2.35: mirkelama gelmisiz kokorec kokokoko diyoruz... alalala...
saat: 3.00: islak hamburger mi ev mi, islak mi ev mi, hoop ev!

- hastası oldugumuz sahsiyet
rambo okan avrasya kosusunu kazanmis hepiniz duymussunuzdur. cok takdir ettim kendisini, hayranlikla takip ediyoruz !

- dudaklarımda ucuk cikti cok moralim bozuk..ama moralimi bozan esas sey bu degil, bu ucuk olayi bi sonuc neticede. sorun baska yerde..

-starwarlarindan sonra aliyenlere gectik gercekten. basroldeki
kizimiz pek guzelmis, astronot kiyafetini giyerken poposunun catalini gorduk... simit mi catal mi ehehehue, ahahahah!

- onceki cumartesi otto santral'de
armand van helden diye bi dj'in konserine gitmistik, kendisi cok meshurmus.. ben daha once boyle kop kop fln yapmamsitim valla, biz universitedeyken metalciydik.. neyse enteresanmis, ilk defa dj dinledim bastan sona.. ama literally balta bi ortam vardi yani soyle ki: kizlar tuvaletinde asla sira yokken erkekler tuvaletinde hep uzun bi kuyruk vardi ehehehe. tahminen bir kiza 3 erkek fln dusuyordu yani ozetle (bize ne canim hihi)..

- 29 ekimi evde yaymak suretiyle tukettim. nuri bilge'nin mayis sıkıntısı filmini izledim. sevdim. simdi hedef
3 maymun, meraktayim.

- meshur meshur fantastik oyku
yerdeniz uclemesine yine basladim. universite okumustum birinci kitabi simdi yine basladim.. bu sefer 3unu de ardisik olarak okumak hedefim. bence guzel eserler..

efenim reklam kokan bir yazi oldu
onu yaptim bunu yaptim
efenim bize ne alala
tey allaim yaaa

iyi gunler!
hihoheyttt

20 Ekim 2008 Pazartesi

pazartesi ile cumartesinin farkı

buyuk! mesela: cumartesi sabahlari erken kalkıyorum ne kadar gec yatarsam yatiyim, cunku gunu kacirmak istemiyorum-- pazartesileri ise olaibildigince gec ust limitte kalkiyorum ne kadar erken yatarsam yatiyim

pazar gunu satarwarları bitti, son sahnede aglayan tek starwars izleyicisi olabilirim kanimca, ya da starwars'da aglayan ilk turk kadını! resmen agladim şapır şupur aktı gozyaslarım.

luke ve leia dogarken, padme bu dogumda ölüyorken ve anakin darth vader oluyorken; ben de bildigin agliyordum.. "ah vah tarumar oldu butun aileee" seklinde..

eheheue..


anakine hastayim; misal yukarıdaki sahnede kalbimden koparak bi "amann masallah anakin!" demisligim var.. ama abimiz harbiden baya bi karizmatik wallahi.. bakiniz yani pls!

hastaligimin boyutu çığ gibi buyuyor: telefon melodim, tlfn duvar kadigim, bilgisayarda duvar kagidim, vs vs her gun kendisine bakiyorum bi şekilde

hastasiyiss!

simdi yeni hedef aliyenler. onlari seri halinde izlicez bakalımm!

fundalik karanlik taraftan bildirdi...

9 Ekim 2008 Perşembe

denizler altinda 20000 fersah

Artık bu blogda "super tatil yaptik" demekten sıkıldık!!

plak bozuk degil, yanlis anlamayin ama tatilin de kotusu olmuyormuş hakikaten..
9 gun yaymak gercekten cok, hem de pek cok guzeldi. Hatta 1 ekim carsamba gunu hayatımın en guzel gunlerinden birisiydi, bundan eminim ! orhan pamuk kitabinda “hayatimin en mutlu anıymıs, bilmiyordum” diyor ya, benimki de o hesap!

efenim neler guzeldi:
-denizden babam ciksa yerim diyen benim icin İzmirin barbunlari
-su alti fotograf cekimleri—surec ve sonuc mukemmel! (bkz. yukarıdaki fotomoto, nirvananin album kapagi gibi walla)
-geyik, muhabbet, king, bi daha geyik, bi daha king kisirdongusu,
-vira vira bira
-gunbatimi, mangal, zucukekmek..
-sirince sarabi, sirincenin kendisi, şirincenin dar sokakları, sirincede winetesting, ne oldugunu orada ogrendigimiz “keşkek” isimli gida maddesi

geldik istankoyumuze.. filmekiminde hic bi filme yer kalmamis sayin seyirciler! Hani gecmis yilarda da istediklerimize yer bulamazdik vs. de bu sefer haftaici gunduz seanslari dahil hic bi filme yer kalmamis. Nasi olcek bilmem, kapida dilenicez heralde fazla bileti olan var mi diye, olmadı dvd.. 2 biletim var simdilik, "donmuş ırmak" ve "limon agaci". bilmiyorum nasil filmler, gorecegiz..

Cumartesi sabahi 12.00de GOLGELER diye bi makedon filmi izledim. Alkazar sinemasinin tanitim panosunda film hakkında: “tuhaf bi film” yazmislar, cidden tuhaf bi filmdi :) bu tuhafliga sahit olan benden baska salonda 2 kişi daha vardi ehehe.. kisaca filmde oluler dirilerle, diriler dirilerle sevisti. Diriler sevisirken oluler geldi..(ratingleri artiralim; bakiniz yandaki foto; bu sahnedeki hatunlardan biri olu digeri diri ehehe..)

neysee efemdim olaylara bu kadar sığ bakmiyim:) okumak isterseniz kisaca konusu soyle: annesi taninmis bir doktor olan kahramanimiz bir kazadan sonra olumden donuyor. Annesi yillar once uzerinde calismak icin bazi kadavralara el koymus ve tibbi amaclarla kemiklerini saklamis. İste o kemiklerin sabipleri geldi bizim cocugu buldu. Sonra da bi tanesiyle bol bol sevistiler diyebilirim :)
Bu arada kesinlikle kotu, bayık bir film degil, izlemesi gayet akıcı ve keyifliydi. Ama cok da etkileyici oldugunu soyleyemem.. ha bi de; yonetmeni meshurmus makedonya’da..

Starwarlara dewam, artik sonlara geldik, oldukca etkileyici..

Sali aksami arkadaslarimiz Badem’ciklerin hayal kahvesindeki konserine gittik. Mekan full’du. Arkadaslarimizin kendi sarkilarini dinlemek benim icin guzeldi ama ben diger coverlardan pek de hazetmedim, misal: sezen aksu bir cocuk gordum, misal nilufer.. aynı aksam Dogzstar’da Ars Longa ve Yora konserleri de vardi. (bu arkadaslar da bogazicinden bizden sonraki jenerasyon yeni gruplar, olusumlar) Bi ugradim ama onlari dinleyemedim.. aldigim istihbarat konserlerin iyi gectigi yonunde.

Orhan pamık efenidinin kitabi bitti, ben sevdim, sonunu sevdim.. gerci sonunu okurken gunduz gunduz sahilde bira icer bi vaziyette gayet keyifliydim. yani o an içinde bulundugum olumlu sartlar komple bunyeme ve algıma sirayet etmiş olabilir..
yine de kimseye tavsiye etmemektir temel prensibim; seversiniz sevmezsiniz ben karismam.

durust olmak gerekirse; bu yazi biraz zorlama oldu galiba ehehe, yani tam cerceveyi cizemedim sanirim :) ama arayi fazla acmayalim dedimdi-- ben yazdım, oldu işte! napaluk.

ozcan denizin de dedigi gibi,
operim bi yanaktan bi gidiktan..
sevgiler,
saygilar,
fundalar..

25 Eylül 2008 Perşembe

R2-D2

"yeni baslayanlar icin starwarz" filmleri evimizde gosterime girmistir..

hayal meyal hatirladigim ve de zamanında cok da yakalayamadıgım malum saheserleri vizyona girme kronolojisiyle izlemeye basladikkk..
ev yapimi yagli tuzlu popcorn, kolazero, sans fistigi ve her efekte sicrayan kedomuz pampiş hanım eşliginde evde starwarz izliyoruz.. pek mesuduz..
harrison ford'un oyunculugu ise izlemeye deger, yani sahanin eski programlarındaki canlandirmalardaki kalitede degerli bir oyunculuk :) abartili tepkiler, el kol hareketleri fln neyse :) bi de harrison fordun co-pilotu peluş yaratiga hastayim ehehe harbi ne işe yaradigi henuz belli degil, "aaghh uuu muoaa" fln diye esek gibi anirarak bize biseyler anlatmaya calisiyo ama yani ne bileyim, renk olsun diye koymuslar heralde filme.. belki de ilerde cok muhim işler basarirr su an bilemiyoruss
2. filmdeyiz, efenim ben kendimi hemen artuditu (R2-D2) ilan ettim bile ehehe. karakterimle ortusuyor wallai billai..

kutsal bilgi kaynagimiz eksisozlukte bir yazarimiz ne demis bakiniz R2-D2 hakkında;

"star wars serisinin olmazsa olmazı ve tüm denklemlerinin değişmezi. eğer o olmasaydı ne imparatorluk yükselirdi ne de yenilebilirdi. kısaca galaktik evrenin gandalf ı dır kendisi. ek olarak starwars serisi oyuncaklarda en çok tutulan şahısdır"-- helal olsun!

heyecanimi mazur gorun, ama heyecanliyim walla yapicak bisey yok,
bakiniz R2-D2 gibi konusmak istiyosaniz asagidaki linke tiklayip bu dili cozebilirsiniz..


ehehe
sagicakla efenim..
aksam 3. filmden devam, arzu ederseniz buyrun beklerizz

22 Eylül 2008 Pazartesi

ask uzerine kisa bir film

Magda: So you're in love with me?
Tomek: Yes
Magda: Then what do you want?
Tomek: Nothing
Magda: You wanna kiss me?
Tomek: No
Magda: You wanna sleep with me?
Tomek: No
Magda: Then tell me what you want!
Tomek: Nothing

17 Eylül 2008 Çarşamba

we dont need no ajitasyon

gunlerdir pek de iyi oldugum soylenemez..
daha dogrusu iyiyim de super oldugum soylenemez.. (bu cumleden kizimizdaki beklentilerin ne kadar yuksek oldugunu anliyoruz sayin seyirciler)

neyse ki bu aralar yine sık sık film izlemeye basladim,
son 10 gun icinde 4 ay 3 hafta 2 gun, die welle, fantastik dortlu, be kind rewind ve broken english filmlerini izledim hatriladigim kadariyla... yine eski film izleme tempoma donuyorum yavas yavas.. filmekimi de geliye zaten....

bugunlerde esas isimiz, cok sevdigimiz hocamiz (gecen bahar seminerine katilmistik) seyfi teoman'in Tatil Kitabi'na gitmek.. cok merak ediyorum, hocamiz diye demiyorum baya da odul almis filmle, hem de ilk filmiyle, helal olsun.. mutlaka izlemeli...

4ay3hafta2gun beni bitirdi.. cok uzuldum, en az 5 tane sigara ictim daraltidan, tirnaklarimi yedim.. kadinlarin asagilanmasi konusu beni cok etkiliyor zaten neden bilmem, yani etkilemesi normal de :) diger konulara gore daha bi duyarliyim nedense, neyse iste cok fena oldum..
-spoiler-kizimiz kurtaj derdinde, kurtaj yasak, romanyadayiz, sigara yok, oteller leş, kurtaj parasi yetismeyince isin icine baska anlaşma platformlari giriyor vs- yanilmiyorsam film cannes'da butuk odul almisti.. basarili bir calisma, juriye katiliyorum..

be kind rewind da guzeldi guldum, eglendim kendi capimda, bu filmi bertan, bahadir ve tolgayazan uclusune siddetle tavsiye ediyorum, kendilerini bulacaklardir, mutlaka izleyin.. (psycho 3'un cekimlerine hemen baslayacaksiniz!)

ama broken english'i daha cok begendim..
film hem bridget jones gibi, kadın izleyicinın kendisini kolayca ozdeslestirebilecegi bir sekilde ve trajikomikce akiyor, hem de onun gibi klişe degil, işin ucunu beyaz atlı prense degil, daha guzel bir yere bagliyor..
basrol kadin oyuncumuz kotuydu, yani cok fazla teatral oynuyor gibi geldi... paris sahneleri superdi.. vs..vs.. izlersiniz...

su an turkiye ortalamasındaki her 5 kişiden biri gibi ben de orhan pamukun yeni kitabini okuyorum.. onun hakkında da yazacagim iki satir, ama bitsin, henuz ucte birinde bi yerlerdeyim..

evet ajitasyona ihtiyacimiz yok, hersey yolunda ve yeterince iyi! sadece manyakca suppperr deil.. yani zaten nasil olsun, adrenalin bagimlisi gibi, tehh.. pehh..
ne de olsa mevsimlerden sonbahar..
:))
operge

2 Eylül 2008 Salı

hosgeldin ramadaaan


konumuzla alakası olmasa da ramazan deyince aklima geldi

"seni hic unutmayacagim emir erim saban...."

aksam bulsak da seyretsek mi ya :)

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Baskalarının hayatı


Dun izledim, “das leben der anderen” isimli filmi, begendim tavsiye ediyorum herkese.

Film hakkında uzun uzun yazmyacagım, sadece içimdeki gizli kahramanı net bir sekilde tetikledigini soylemeliyim... bence guzel bir kahramanlık filmi.. afferim dedim.
İzleyin mutlaka..

Ha bi de arjantin'den, kanada’dan, efendim ispanya’dan, hatta ukrayna’dan blog’umu okuyan arkadaslarıma coook tesekkur etmeyi borc bilirimm.. eheheu
Opuldunuss!
fundaniss

18 Temmuz 2008 Cuma

Nedir bu daldaki durum?

Dun aksam ozgur arkadasimizla iş cıkısı ictigimiz 2 bira aç karna bunyemde on kaplan gucunde tesirde bulundu. Eve gittim, kendimi o yataktan bu kanepeye, bu kanepeden beriki koltuga attim, yıllar yorgan oldu ben yastık..
sonra biraz kendime gelince gecen aylarda alip da nedense izlemekten kismen de olsa kacindigim Haneke klasigi, La Pianiste (piano teacher) filmini koydum playera, mevlam kayıra..

Gercekten de bir solukta, gozlerimi kirpmadan izledim.
Adam huzursuz, film huzursuz, final huzursuz..

Yıllar once bu film vizyona girdiginde arkadasimin annesi ve babasi Adrian Brody’nin piyanist filmi zannedip bu filmi o niyetle izleyip, cok sasirmis ve isyan etmisti, ben de bu durumla cok eglenmistim.. En iddiali sahnelerde bu ebeveynler gozumun onune geldi ve onların tepkilerini hatirlayip sinsi sinsi gulumsemekten alamadim kendimi..

Neyse konuyu cok dagittik, filme gelelim...
Kadın oyuncumuz efsane basarili, cannes da falan odul almis, bir degil 5 odul de ben veriyorum.
Hırsı ve yalnizligiyla babasi gibi kafayi yemeye yakin bir noktaya gelmis bir kadının hikayesini izledik. Bas rol oyuncumuz bir yandan cok basarili, ulasilmaz, dokunulmaz, hayranlik uyandıran bir piano ogretmeni, bir yandan babasi delirerek ölmüş, annesiyle ayni yatakta uyuyan ve eve 1 saat gec kaldiginda annesiyle tokatlasarak kavga etmek zorunda kalan, surekli eldivenle dolasan ve yolda gecen birisi ona carptiginda omzunu temizleyen, dokunulmaktan tiksinen bir kadın.
Cinsel anlamda siradan cinsellik yasamayan ya da yasayamayan bir karakter. Tum bunların sonunda bizim sapkinlik olarak yorumladıgımız cinsel alanlarda buluruz teyzemizi.. porno dukkanlarında erkeklerin spermlerini sildikleri mendilleri koklayarak ya da acikhava sinemasinda sevisen teenage’leri izlerken iseyerek tatmin olmaktadir.. vs...

Bu teyzemize hayran olan yakisikli, havalı ve “normal” bir genc bu kadını arzulamaya baslayinca olaylar pek fena karisir.. gerisini izleyin ve gorun..

Haneke yine Cache’deki gibi oylece birakiveriyor sonunda seni kendi basina..

Funny Games’de de ayni sey olmustu.
İlk izledigimde fenalik gecirmeme ragmen, bunu unutup, bir kac yil sonra bir kere daha izlemeye karar verip, 25. dakikada yine dayanamayip, "bunu kendime yapamayacagim" diyerek filmi cikarmistim. Filme dayanamadigimi, begenmedigimi vurgulamak degil, aksine adamin bunyeye basariyla ve yeterli dozda enjekte etmeyi basardigi huzursuzluğu ovmek derdim.

Ben de bu yazimi huzursuz ve cıvık bir fotografla sonlandirmak isterim. Cocukluk askim 80lerin en bence en yakisikli jonu Kenan Kalav’la cektirdigimiz fotografla yazima son veriyorum.. fotomontaj falan degil, santajmontaj hic degil, gercek bir foto.. ehehu..

Sewgilerr,
Saygilarr,
Fundalarr!